Yazı Detayı
23 Temmuz 2019 - Salı 14:18 Bu yazı 217 kez okundu
 
Tarikat, Cemaat, Devlet
Murat Yazan
muratyazan@yerelsiyaset.net
 
 
  Yazıma 15 Temmuz'da şehit olanlara rahmet, gazilerimize sağlık ve uzun ömürler dileyerek başlamak isterim. Fetullahçı terör örgütü geçmişi on yıllara değil, bin yıla dayanan bir sosyolojik yapının en zarar veren türevi olmuştur. Fetö'nün nasıl bir yapı olduğunu anlamak için devlet/tarikat-cemaat ilişkilerinin tarihsel arka planına bakmak gerekir. 
Devleti yönetenlerle tarikat ve cemaatlerin eskiden beri süregelen karşılıklı çıkar ilişkisi söz konusudur. 1071 Malazgirt zaferi öncesi Alparslan birçok veli ve sufiyi Anadolu'ya göndermiş ve Anadolu toprakları kılıçtan önce sohbet, menkıbe ve inanç unsurlarıyla fethedilmişti. Alparslan'ın zaferinde askerlerin kahramanlığı kadar bu topraklara aşılanan İslam değerleri etkili olmuş, halk Türklerin yanında savaşmıştı.
 
  Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey'in Şeyh Edebali'nin kızı Malhatun ile evliliği devlet yöneticisi/tarikat ilişkisinin farklı bir boyutudur.  Fatih Sultan Mehmet balkanları fethetmek için Alparslan'ın taktiğini kullanmış ve bölgeye sufi ve veliler göndermişti. Ayrıca Osmanlı padişahlarının neredeyse tamamının bir tarikata üye oldukları ya da sempati duydukları tarihsel bir gerçekliktir.
Tarikat ve cemaatlerin neden var olduklarını anlamak için Osmanlı devlet yapısına bakmak önemlidir. Osmanlıda sistem saray, saraya yakın tüccarlar, okullular, askerler ve halktan ibaretti. Halkla saray arasında derin bir uçurum vardı. Sıradan birinin değil padişaha, saraya ulaşması bile mucizeydi. Sivil toplum örgütlerinin olmadığı dönemde bu işlevi tarikatlar üstlenmişti. Bazıları için tarikat aidiyetinin altında dinsel nedenler yatarken bazıları da saraya ulaşmak ve ikbal için bu yapılara dahil olmuştu. Kalabalık mürit topluluğuna sahip olmak şeyh için güç ve padişaha ulaşma yoluydu. Padişah için tarikatlarla arasını iyi tutmak sivil toplum desteği anlamına geliyordu. Tarikatlar şeyhülislamları yanlarına çekmeye çalışmış, böylece devlet içinde güç sahibi olmayı hedeflemişti. Özellikle Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra bu girişimleri başarılı olmuştu(Tabi ki sözünü ettiğim bu tarikatlar terör örgütü olmamıştır ve bu açıdan fetö ile karşılaştırılamazlar. Hasan Sabbah'ın Haşhaşileri de adi bir suç şebekesinden ibarettir.)
Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte tekke ve zaviyeler kapatılır, tarikatler yer altına çekilir. Faaliyetlerini gizli olarak yürütmeye başlarlar. Yeni ulus devlet tarikatları ortadan kaldırmaya çalışsa da başarılı olamaz. Tam tersine bu grupların fertlerini birbirine yakınlaştırır, kenetler, moda kelimeyle "konsolide" eder.
 
  Tek parti döneminde etkili olamayan tarikatların çok partili sisteme geçişle birlikte yıldızları tekrar parlamaya başlar. Güce aç olan tarikatların yoğun desteğiyle Menderes seçimden zaferle çıkar. Bu tarihsel değişim siyasetçiye; "tarikatlarla aranı iyi tutarsan müritleri oy deposu olarak kullanabilirsin" gerçeğini, tarikatlara da; "siyasetçilerle aranı iyi tutarsan devletin önemli kademelerine müritlerini yerleştirebilirsin." gerçeğini öğretmiştir. Bu yeni durum siyasal islamcı anlayışın hızla serpilmesinin önünü açar. Amerika'nın soğuk savaş döneminde geliştirdiği "yeşil kuşak" projesi tarikat-siyaset ilişkisini pekiştirir onları ayrılmaz ikili haline getirir. 
 
  Özal'la birlikte liberal kapitalizmin ülkeye girmesi sonucunda tarikatlar iktisadi işletmeler kurmaya başlar. Gümüş Motor bunun ilk örneklerindendir. Erbakan ile başlayıp Tayyip Erdoğan'la devam eden süreçte tarikatlar siyasette ağırlıklarını hissettirmiştir. Erbakan'ın başbakanlığı döneminde tarikat şeyhlerine iftar vermesi büyük tepki çekmekle birlikte bu durum siyaset-tarikat ilişkisinin devlet katında meşru görüldüğünün ve saklamaya gerek duyulmadığının açık kanıtı olmuştur.
 
  Akp-fetö ilişkisi de karşılıklı ihtiyaçtan dolayı kurulmuştur. Fetö o dönemde Akp yöneticilerinin gözünde "yetişmiş insan gücüne sahip inançlı bir grup" olarak tanımlanmıştı. İktidar yetişmiş insanları bürokrasinin çeşitli kademelerinde görevlendirdi, cemaatten oy topladı ancak yaklaşan tehlikenin büyüklüğünü hesap edemedi. Osmanlı döneminde "saraya ulaşma" gayretindeki tarikat yapısı fetö özelinde "devleti ele geçirmeye çalışan" bir yapıya evrildi. Fetö Cia desteğiyle dünyanın hemen her yerinde okullar açarken özellikle ingilizce öğretmeni görünümlü Cia ajanları ülkelere kolayca yerleştirildi. Bu arada örgüt Türkiye içinde kadrolaşmasını geliştirdi devlet içinde ayrı bir devlet haline geldi. Artık ihale veya kadro almak Fetönün icazetine bağlıydı. 
Ergenekon ve Balyozla başlayan süreç iktidarı rahatsız etmeye başladı. Iktidar uzun süre görmezden gelmeye çalıştığı kadrolaşmayla yüzleşmek zorundaydı. 15 Temmuz'la noktalanan sürtüşme sonunda " ne istedilerse verilen" cemaat artık baş düşman olmuştu.
 
  Bin yıllık süreç içinde masumane görünen devlet/tarikat ilişkisinin günümüzde çok dikkatli yürütülmesi gerekiyor. Fetöden boşalan kadrolara başka cemaatlerin doldurulması bugün olmasa da gelecekte başımıza 15 Temmuz'dan beter belalar açabilir. Devlet yönetimiyle tarikatlar arasında mesafeli bir ilişki olmalı, kadrolar liyakat sahiplerine dağıtılmalı, Atatürk ilkeleri ve kurucu değerler rehber olmalıdır.
 
  Bir daha benzer şeylerin yaşanmaması için gereken derslerin alındığını umuyor, sehitlerimize tekrar rahmet, gazilerimize sağlıklı bir ömür diliyorum.
 
Etiketler: Tarikat,, Cemaat,, Devlet,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı
Kişisel verilerinizin işlendiğini ve saklandığını 6698 sayılı KVKK Md.10 aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tarafınıza bildirmek isteriz.